Previous Next
  • Düşünce hatırlanan…

    Düşünce ne idi sahi? Düşünce hatırlanan... Düşmek için taş gerekir. Sert bir taş ya da kaya. Düz yolda düşene ne denir? Düşüncesiz. Sen misin bu? Düşünce hatırlanan? Düşüncesin sen, düşünce hatırlanan. Düşünce! Sana söylüyorum. Ben bir taşım ya da kaya. Kendini sana hatırlatan. Ben olmadan düşme. Ben bir düşüm. Uykularına gelmeyi unutmuş. Bazen sanrı, karanlıkta. Ben bir düşüm. Unutma. Taş? Kaya? Düşünce! Sen anlarsın... Düşünce anlarsın. Ama düz yolda. Unutma.

  • Praksisi ararken nüksetti; başa dönüş.

    Yüzümü kaybetmiştim. Yeni şehir ruhumu arştan çekmiş, olmasını planlandığım olamayacakları daha yumurta iken zedelemeyi başarmıştı. Ayak tırnaklarım kopuyor, kanlı sümkürüyor, sigara ateşinin parmaklarıma verdiği acıyı hissediyordum. Üretemiyor olmanın yanı sıra, şimdiye değin ürettiklerimden de nefret etmeye başlamıştım. Boşluktan ziyade kara delik yollarımı kapatmış beni içine çekmeyi başarmıştı. İlhan "ben ki ...

  • Uyamaktı, tek istediğim…

    Uykumu verdim, üzerinde yürümekten sıkıldığım yollara.Rüyalarımla takas ettim, gerçek sandıklarımı.Kimdim ki ben? Çoğu zaman uykusuz, uyuşuk ve depresif. Mutlu muydum ki yada çok mu fevri idim tercihlerimi yaparken? Biraz uykuydu sadece istediğim ve çoğu zaman istediğim… Körelmiş ruhumu tarif edecek tek kelime var şuan beynimin labirentlerinde; uyumsuz…Ben böyleyim.Denedim en azından normalleşebilmeyi.Rüya görmek ...

  • Kaybediyorum.

    Dogma düşünce kalıplarından sıyrılmış, liberten deryaların kıyısında dolaşıyorum.Dışarıdaki havayı içime çekiyorum,öksürmek zorunda kalıyorum.Ciğerlerimin derinliklerine siniyor; hırs, kasvet, sindirilmişlik, dışlanmışlık.Sorgulayamayan beyinlerden korkuyorum.Tiksiniyorum; televizyon kumandasını evin huzurundan daha değerli tutan ailelerin aptal çocuklarından.Nefret beslemeye başlıyorum; tabanın babayiğit kelebekçilerine.İçinde tepiştikleri kutuların gıdasız kalma sebeplerini görmezden gelerek.Kirletiyorum bedenimi, kirli ellerin kirli parmaklıklarına sürterek. Kuytu bir ...

  • ¡ɹıʇʇıssɐɥ ¡ɹıʇʇʇıssɐɥ-

    Sabahın ilk ışıkları... Azgın birer kor oldukları halde tutuşturulmayı bekleyen zavallı zaman aralıklarını, çoktan kül oldukları halde cayır cayır yanan hayatları anımsıyorum. Stereotipik beyin bocalamaları belkide bunlar; bilmiyorum. Görüyorum / Hatırlıyorum. Kül parçacıkları ve bitler arasındaki dramatik ilişkileri.Kafatasından cilasını esirgemeyip; erectus erectus düşünen insanları.Kaybedilenler hakkında düşünmeyi beceremeyip; düşünemedikleri hakkında olumsuz tavır takınmayı tercih eden ...

Şub
22

Mum ışığının karanlığa yüz tutmuş, huzur veren bakışlarında yaşıyorum ,iki gündür.Sessizliğin bembeyaz dişlerinin parıltıları odamın duvarlarında anlam kazanıyor.Bunları daha yeni farkediyorum.Kimi zaman beni ölüme mahküm edecek diye düşündüğüm odamın duvarları meğer sessizliği barındırıyormuş, dökülen boyasında.Duvarlar bile mutluluğu kazandırabilecekleri, küçük küçük çocuklara sahipmiş.O zaman insanın kendini kahrettiği bu tabiatındaki umutsuzluk niye? diye sormak lazımmış zamanında.Çevremdeki asıl niteliğini kaybetmiş, ama sıradanlığa başkaldırmış nesneleri duymak için; karanlıkta kalmaya hatta gökyüzüne bile bakmaya gerek yokmuş.

Mumun, elektriğe; “sen benim ruhumu çaldın, ampül kafalı pislik!” diye sitem ederken ki sözlerinde başka anlamlar aramaya başlamışım.Espiri mi yapıyor bu, yoksa ciddi mi? diye.Fakat ciddiymiş.Hatta bir erkeğin sevdiğini söylediği andaki heyecanının dozajı kadar; ciddiymiş.Ancak kabloların iletecek enerjisi kalmadığı zaman ihtiyaç duyuyormuş insanlar ona.Bazen bataryalardan dolayı, onun varlığından bile haberdar olunmuyormuş.”Benim loş tıkırtılarımından zevk alabilirsiniz, el feneri gözlerinizi almaktan başka bir işe yaramaz!” diyormuş insanlara.Çevresindekilere bambaşka duyarlılıklar da kazandıyormuş, boynu büyük mum.Mesela gözlüklü olan da, olmayan da aynı görüyormuş uzağı, o varken.Gözlükler buğulu olsun olmasın, gözler çok iyi görsün görmesin…Karanlık yine karanlıkmış. -Devamı »

Şub
12

Ölmeden önce, ölüyor olduğuna üzülmek “korku” diye nitelendirilemez, fani bir takım değerlere bağlı olduğun anlamına da gelmez bu.Hayatı boş yada ötedünyada popoyu garantiye almak için oluşturulmuş bir boyut olarak görenlere kafa tutuyorsun olm sen.

Koş koşa bildiğin kadar, ölümden sonra bile koşacak yolun var senin…

Şub
11

Beyin-kalp hattında çalışan taksicilerin işine karışacak değilim.Nihayetinde insanoğlu tarafından duygusal kredinin sağlanması gerekir bu taksicilere.Senin en doğal hakkındır; aşkına bal, reçel sürmek, taksicileri ekmeksiz bırakmamak…Ama olur da birgün bal,reçel sürdüğün aşkının ekmeğini fırında unutup; yaktıktan sonra “ben artık yalnızım” diye böbürlenirsen, sana “bi siktir git” diyenlere de hak vermezsem yerimde duramam.

Şub
06

Hepimiz ağırız, hem de bir filin poposundan daha ağır.Kilogram cinsinden değil ama.Hatta ciddiyetle de alakası yok, bu poponun.

Her insan kendisinin iki katıdır, dünyanın pahalı raflarında.”Omuzumda kendimi taşımıyorum” diyecek var mıdır acaba?Hatta, ağırlığı kendisinin iki katından daha fazla olanlar da var hayatta.Bu kamyoncu amcaların taşıdıkları arasında soytarıları veya içi boş ama ağır mezar taşları da var mesela.

Bazı kamyoncular başkalarının “namusunu” taşır sırtında.Hayattan alamadıklarının “hıncını”, ötedünyanın insanlarından çıkarmak istercesine.Sahip oldukları ar damarlarında tadına doyum olmaz şaraplar akar, onlara göre.Fakat onlar aynı zamanda, kendi ar damarlarından fışkırmış, şimdilerde başkalarının kucağında dolaşan, geçiçi tatminkar yaratıkları da inkar eder.Daha çok banknot için daha fazla konuya el atmıştır bunlar.Sahip oldukları ağırlıklarlardan dolayı; yürüyemez haldedir, bu gözlüklü amcalar.Fakat gizli tuttuklarını sandıkları ruhlarındaki yırtıklardan dolayı yürümeyi bırak; koşmayı umarlar.Bir süre sonra bu yırtıklar; popoları gibi açılıp, evlerinin balkonundan kendilerini salar ortaya.Bunu gören veya sezen, sadece kendini omuzlarında taşıyan beyinlerin, dikenli tellerine maruz kalınca da susarlar.Bu kamyonculara “bunamış” demek bile gerekmez çoğu zaman.Bu durumun en acı olan tarafı; değersizliği şevk ile çağıran gazete sayfalarına, halen; sahip olmalarıdır, bu bunakların. -Devamı »

Oca
28

Acınası ve oldukça yüce hayatların boğuk seslerini dinliyorum artık içimden.Yükseliyorlar, göğe doğru durmadan, pamuk ipliğinden daha hassas bir zincir misali…Sağır eden, sessiz çığlıklarından kurtulmak imkansız, ama bir o kadar da kolay gibi…

İçinden çıkılmaz sessiz kuyulardan sesleniyorum sana, uyuşturucunun tatsız, baştan çıkarıcı doğası ve boğazımdaki acı sigara tadı ile…Beni değil, başkasını değil, dinle kendini.İzle o zinciri, sevgilinin yolunu izler gibi.Seviş ve yüksel onunla, şehvetin müthiş doğasıyla…Baştan çıkaracak seni.Kopamayacaksın ondan, tıpkı peynir bekleyen fareler gibi.O bırakacak, bırakmak isteyecek.Ama sen…

Şimdi kendinden çok dinle beni.İnsanüstünün, acınası haykırışlarını hisset.Açlık, bağımlılık, kaygı, para, çok para, daha çok para…Hangisine engel olabildi o, söyle bana.Varlığına dair hiçbir şey bilmediğin her ne varsa hayatında, sözde bedenlerimiz onun, ruhlarımız satılık ona… -Devamı »