Kendi beyninin labirentlerinde kaybolmuş biri…
TheCosmic » 'Zaman Zaman…'
Nis
18

Düşünce ne idi sahi? Düşünce hatırlanan…

Düşmek için taş gerekir. Sert bir taş ya da kaya.

Düz yolda düşene ne denir?man-765406_960_720

Düşüncesiz.

Sen misin bu? Düşünce hatırlanan?

Düşüncesin sen, düşünce hatırlanan.

Düşünce! Sana söylüyorum.

Ben bir taşım ya da kaya.

Kendini sana hatırlatan.

Ben olmadan düşme.

Ben bir düşüm.

Uykularına gelmeyi unutmuş.

Bazen sanrı, karanlıkta.

Ben bir düşüm.

Unutma.

Taş?

Kaya?

Düşünce! Sen anlarsın…

Düşünce anlarsın.

Ama düz yolda.

Unutma.

Kas
30

red-head-amedeo-modiglianiYüzümü kaybetmiştim. Yeni şehir ruhumu arştan çekmiş, olmasını planlandığım olamayacakları daha yumurta iken zedelemeyi başarmıştı. Ayak tırnaklarım kopuyor, kanlı sümkürüyor, sigara ateşinin parmaklarıma verdiği acıyı hissediyordum. Üretemiyor olmanın yanı sıra, şimdiye değin ürettiklerimden de nefret etmeye başlamıştım. Boşluktan ziyade kara delik yollarımı kapatmış beni içine çekmeyi başarmıştı. İlhan “ben ki cehennemde bir allah gibi yalnızım” diyordu. Oysa kara delik benim içinde debelenecek cehennemimi bile bırakmamıştı. Fırtınaları içinde kopan Kafka gibi, düzene karşı tepkisiz, sanki umutsuz ama farkında olan. Yeni şehir… Tekrar eden yeni. Yeniden yorulmuştum. Tiksiniyordum.Başa dönmek lanetti. Eskiye mecbur kalıp, spontane yeni demek daha lanet. Eski arkadaşlarım da kent ile beraber yenilenmişti. Hepsi sanki hayat enerjimi çekiyordu. Madden rahatsız eden baş ağrılarıma yetmezmiş gibi bir de maneviyat ekleniyor, ağrılar dayanılmaz oluyordu. Olduğumdan fazlası idim onlar için. Ama daha dünden aslında olmadığımı kabullenmiştim. Huzur, güvendeyim hissi beni bulamayacaktı. Kaybolmuştum. Cehennemin dahi olmadan yalnızlık. O ben yokken de vardı… Ebette adı hiç olacak kimsesi olmayan; yalnız olan yalnızlık.

Ara
06

Uykumu verdim, üzerinde yürümekten sıkıldığım yollara.Rüyalarımla takas ettim, gerçek sandıklarımı.Kimdim ki ben? Çoğu zaman uykusuz, uyuşuk ve depresif.

Mutlu muydum ki yada çok mu fevri idim tercihlerimi yaparken? Biraz uykuydu sadece istediğim ve çoğu zaman istediğim…

Körelmiş ruhumu tarif edecek tek kelime var şuan beynimin labirentlerinde; uyumsuz…Ben böyleyim.Denedim en azından normalleşebilmeyi.Rüya görmek istiyorum; soba boruları geçen evimin duvarlarını değil.Seni görmek istiyorum; arşta dans ettiğini sanan cambazları değil.

Tırnaklarıma çizdim; alışmanın tarifini.Sevgimi sakladım, nasır tutmuş parmak uçlarıma.Müziğimde hissetmek istedim sesini.

Yürüyorum; durmadan yürüyorum; hava soğuk ve bugün ortalıkta hiç uçan fil yavrusu yok.Kötüyüm; kimseden dolayı değil; kendimden olduğu kadar.Geçişen sözlerin arasında kayboldu benliğim; söylemek istediklerimde sıkışıp kaldı; tüm sevgim.Sarf ettiğim cümlelerde saklıydı ki, hissettiklerim; yada yaşamak istediklerim.Kötüyüm artık; gelmek bilmeyen günlerin sabahlarında yada sahte bir figüranım gecenin 3’ünde hayatının kısacık bir sahnesinde rol alan.Olmak istediğimdin; tüm anlattıklarımın ilk satırında yada sonrasında.Beceremedim olabilmeyi; yine her taraf vıcık vıcık ve ben yine bekliyorum, çoğu zaman ve her zaman olduğu gibi.

///Not: Evet ben şapşalım./

Oca
03

Su kaplumbağaları var, hergün başımı dayayıp derinlerine çomak soktuğum yastığımda.Kabuklarından karşılık bekleyen su kaplumbağaları… Ben seni taşıyorum ey kabuk  ve birgün sen de beni taşıyacaksın diyorlar birbirlerine, kabuklarına, içlerine, öteki benlerine…”Ben seni taşıyorum ve bir gün sen de beni taşıyacaksın; taşıyacaksın ve böyle yapmak zorundasın.Öleceğim bir gün… Beni taşıyacaksın çünkü karanlığa karışmak istemiyorum, taşıyacaksın çünkü toprağa batmak istemiyorum, taşıyacaksın çünkü belki de sana aşığım.”

Zavallı kabuk… Nerede kalmıştı özgürlüğü, nerede kalmıştı öteki aşkları nerede kalmıştı geleceği, geçmişi; şuanı bile yoktu ki zavallının.

İnsanoğlunun karanlık dehlizlerine kürek sallamanın vakti geldi.Aşklarına, duygularına, kibrine, beynine, ruhuna…Kaplumbağa olmayı kimse istemez, hele hele o kaplumbağanın kabuğunun yerinde olmayı hiç kimse istemez.

Karşılıklar, beklentiler, duygular…

Kabuk da biziz kaplumbağa da. Bizi bizi taşıdık; biz bizleri taşıyoruz.Biz bizi koruyoruz, biz bize iyilikler yapıyoruz.Biz bizi görüyoruz sırtımızda.Ama ne yazık ki ne sen benim sırtımdasın ne de ben senin sırtında.Şuan için; ne gelecek için ne de geçmiş için, mantığını sokağa fırlat, bırak gezinsin kaldırım kenarlarında müzik yapanlarla.Zaten gerekli olduğu zaman, uykun gibi geri dönecek sana…Tam zamanında; fakat gerekli olduğunda.

Mantığın seni terk etsin; terketsin ki, altıncı, yedinci ve hatta sekizinci hissin; yeryüzüne serptiğin ilk gülücükler gibi temiz kalsın.Geleceği, geçmişin gölgesinde bırakmak hangi hissin haddine?

 

Ara
29

Dün sabah yine kaybettim, cebimdeki bilyeleri.Biriktirmiştim özene bezene; ne güzel.

Dün sabah yine kapadım battaniyeyi, üzerime.Dışarıda beni bekleyen canavarlar varmış gibi.

Karanlığı yine sevmeye başladım; ışık ruh sokumuma acı veriyor yine sanki.

Sevmeye başladım; güzel görünmeyen kolyeleri, güzel kokmayan çiçekleri…

Yada açığı kapatmaya çalıştım belki de, çirkin ördeğin kırık aynalara olan sempatisinin aynısından.

Ötelerim oldu; ya çağlar öncesindeyim yada sonrasında.Belki de şuandayım; geçmişe, geleceğe inat.

Cebimdeki bilyeleri kaybettim ben, küçük cocuk değilim ki ağlayayım; ama öyleyim bilyelerim var benim rengarenk.

Ağladım, ama diğerleri gibi içime dökmedim yaşımı.Meyvelerim var artık gözyaşından, süzülüyorlar dışarı, dışarıdan, dışarımdan.

Bilemedim sözlerimi, bilemedim değil; bilemedim sözlerimi.

Belki de üzülürüm.Üzülür müyüm?

Ama kaybettim bilyelerimi.