Kendi beyninin labirentlerinde kaybolmuş biri…
TheCosmic » 'İnsanoğlu'
Tem
19

Sabahın ilk ışıkları…

Azgın birer kor oldukları halde tutuşturulmayı bekleyen zavallı zaman aralıklarını, çoktan kül oldukları halde cayır cayır yanan hayatları anımsıyorum.

Stereotipik beyin bocalamaları belkide bunlar; bilmiyorum.

Görüyorum / Hatırlıyorum.

Kül parçacıkları ve bitler arasındaki dramatik ilişkileri.Kafatasından cilasını esirgemeyip; erectus erectus düşünen insanları.Kaybedilenler hakkında düşünmeyi beceremeyip; düşünemedikleri hakkında olumsuz tavır takınmayı tercih eden cennetlik sofuları.İlerde becereceği hurilerin  hayalini kuranları.Huri becerme işine hesap makinasını da dahil edenleri.Bir akılsızın mutluluğundan öteye gidemeyenleri. -Devamı »

Tem
13

İnsanoğlunun gerçekleştiremediği her şey yeni doğmuş bir bebek kalıbındadır.Bebeciğin büyümesine çoğu kez epey bir zaman vardır ki sabrın insanoğlunun hamuruna yok denecek kadar az katıldığını varsayarsak; gerçekleştirilememişler, tahtlarından hiç kalkmayacaklardır ve ve hep hayal ülkesinde küçük bebek krallar olmaya devam edeceklerdir.Bir de hayal ülkesindeki tahtından kalkmış ve gerçekliklerin arasına girmeye hak kazanmış bebekler vardır ki; onlar 50’sine dahi gelseler yine bebektirler.Çünkü sahipleri gerçekleştirebildiklerinden istedikleri kazancı elde edemişlerdir ve dolayısıyla pes etmişlerdir.

Asıl sorun şu ki; kaybedenler hep aynıdır; hayallerin sahipleri…Gerçekleştirememiş kaybetmiş, gerçekleştirmiş; istediğini alamamış yine kaybetmiş.Bu sebeple hayallere açılan kapılar mühürlenmiş.İnsanoğlu realitenin göbek deliğinde sıkışıp kalmış.Fakat şurada öyle bir tezatlık vardır ki; insanoğlu gerçek-leştirememiş fakat gerçekliğe sığınmış.Asıl suçu realitede arayacağına, tüm suçları reel kimliğe bürünemeyen hayallerine yüklemiş.Oysa ki daha esnek bir dünya oluşturarak, hayallerin gerçeğe dönüşebilmesi için gerçeğe daha yumuşak kurallar bindirerek bunu başarabilirmiş.Fakat şimdiye kadar bu tezatlık farkedilmemiş; edilse de suç yaşamın başka öğelerine bindirilmiş.İnsanoğlu kendini değil; zamanı, evreni suçlamış. -Devamı »

Mar
06

Sağ gözümüz mezara bakmıyor, ayaklarımızın altında herhangi bir çukur yok henüz.Aksonlarımız görevini layıkıyla yerine getirebiliyor ve nöronlarımızın yaşayacağı daha pek çok yıl var gibi görünüyor.Düşünme kabiliyetimiz evini terk edip gitmedi daha.Nice düşünürün sözünü kendine mal edip, entellektüel görünmeye çalışanların zarını patlatma potansiyelimiz yerli yerinde.Kitaplara işlenmiş bilgileri ortaya sıkan kişileri değil de; yeni yeni düşünceleri insanlığa sunan kişilere bayılıyoruz, hâlâ.

Beynimizin sağ lobunun üzerine yatıp, sol tarafı Yavuz Şeçkin’e benzetmemeye çalışıyoruz.Bu hususta yer çekimine karşı yatmaya çalışanlar için de tedavi yöntemleri geliştirmek için çabalıyoruz.(Son zamanlarda bu yönelimin pardon, hastalığın yayılım oranını düşürmeyi başardıysaksa da; önüne şuan itibariyle geçemiyoruz)Zeki olanı mutlu, mutlu olanı; düşünmeyi bilen, düşünmeyi bileni; üretimi gerçekleştirebilen olarak tanımlıyoruz.Ayrıca üretimi gerçekleştirebilene zeki; dolayısıyla mutlu olduğu için değer veriyoruz.Bu sebeple yeri gelince 330 yıl öncesinde yaşayıp Spinoza’nın ve 40 yıl öncesine gidip Denizlerin hakkını arayacak mantığı ve kuvveti kendimizde buluyoruz.Şimdiyi de unutmuyoruz.Düşünüyoruz ve ülke gündemini Kurtlar Vadisi’nden takip edenlerin ailelerine sabır, değer ve yargılarına da Allah’tan rahmet diliyoruz.

Tanrıya/Tanrılara ve dinlerin varlığına inananları da, inanmayanları da aynı kefede tutuyoruz.Çünkü herkesin doğumundan iki saniye sonra ölsede, 150 yıl sonra da ölsede  insan olarak öldüğünü biliyoruz ve hiçbir insanı inancından veya inançsızlığından dolayı çarmığa germiyoruz.İnsani doğamız çerçevesinde oluşan öfkemizi, (düşünceleri) öldürmek için kullanmıyoruz ve ortada her ne olursa olsun, kimsenin ölümü haketmediğini savunuyoruz.Dışarıya vurulmaya yüz tutmuş fikirleri taşıyan beyinlerimiz de hem Nietzche’yi hem de Mevlana’yı taşıyabiliyoruz. -Devamı »

Şub
22

Mum ışığının karanlığa yüz tutmuş, huzur veren bakışlarında yaşıyorum ,iki gündür.Sessizliğin bembeyaz dişlerinin parıltıları odamın duvarlarında anlam kazanıyor.Bunları daha yeni farkediyorum.Kimi zaman beni ölüme mahküm edecek diye düşündüğüm odamın duvarları meğer sessizliği barındırıyormuş, dökülen boyasında.Duvarlar bile mutluluğu kazandırabilecekleri, küçük küçük çocuklara sahipmiş.O zaman insanın kendini kahrettiği bu tabiatındaki umutsuzluk niye? diye sormak lazımmış zamanında.Çevremdeki asıl niteliğini kaybetmiş, ama sıradanlığa başkaldırmış nesneleri duymak için; karanlıkta kalmaya hatta gökyüzüne bile bakmaya gerek yokmuş.

Mumun, elektriğe; “sen benim ruhumu çaldın, ampül kafalı pislik!” diye sitem ederken ki sözlerinde başka anlamlar aramaya başlamışım.Espiri mi yapıyor bu, yoksa ciddi mi? diye.Fakat ciddiymiş.Hatta bir erkeğin sevdiğini söylediği andaki heyecanının dozajı kadar; ciddiymiş.Ancak kabloların iletecek enerjisi kalmadığı zaman ihtiyaç duyuyormuş insanlar ona.Bazen bataryalardan dolayı, onun varlığından bile haberdar olunmuyormuş.”Benim loş tıkırtılarımından zevk alabilirsiniz, el feneri gözlerinizi almaktan başka bir işe yaramaz!” diyormuş insanlara.Çevresindekilere bambaşka duyarlılıklar da kazandıyormuş, boynu büyük mum.Mesela gözlüklü olan da, olmayan da aynı görüyormuş uzağı, o varken.Gözlükler buğulu olsun olmasın, gözler çok iyi görsün görmesin…Karanlık yine karanlıkmış. -Devamı »

Şub
06

Hepimiz ağırız, hem de bir filin poposundan daha ağır.Kilogram cinsinden değil ama.Hatta ciddiyetle de alakası yok, bu poponun.

Her insan kendisinin iki katıdır, dünyanın pahalı raflarında.”Omuzumda kendimi taşımıyorum” diyecek var mıdır acaba?Hatta, ağırlığı kendisinin iki katından daha fazla olanlar da var hayatta.Bu kamyoncu amcaların taşıdıkları arasında soytarıları veya içi boş ama ağır mezar taşları da var mesela.

Bazı kamyoncular başkalarının “namusunu” taşır sırtında.Hayattan alamadıklarının “hıncını”, ötedünyanın insanlarından çıkarmak istercesine.Sahip oldukları ar damarlarında tadına doyum olmaz şaraplar akar, onlara göre.Fakat onlar aynı zamanda, kendi ar damarlarından fışkırmış, şimdilerde başkalarının kucağında dolaşan, geçiçi tatminkar yaratıkları da inkar eder.Daha çok banknot için daha fazla konuya el atmıştır bunlar.Sahip oldukları ağırlıklarlardan dolayı; yürüyemez haldedir, bu gözlüklü amcalar.Fakat gizli tuttuklarını sandıkları ruhlarındaki yırtıklardan dolayı yürümeyi bırak; koşmayı umarlar.Bir süre sonra bu yırtıklar; popoları gibi açılıp, evlerinin balkonundan kendilerini salar ortaya.Bunu gören veya sezen, sadece kendini omuzlarında taşıyan beyinlerin, dikenli tellerine maruz kalınca da susarlar.Bu kamyonculara “bunamış” demek bile gerekmez çoğu zaman.Bu durumun en acı olan tarafı; değersizliği şevk ile çağıran gazete sayfalarına, halen; sahip olmalarıdır, bu bunakların. -Devamı »