Kendi beyninin labirentlerinde kaybolmuş biri…
TheCosmic » 'Hayat'
Ağu
26

Dogma düşünce kalıplarından sıyrılmış, liberten deryaların kıyısında dolaşıyorum.Dışarıdaki havayı içime çekiyorum,öksürmek zorunda kalıyorum.Ciğerlerimin derinliklerine siniyor; hırs, kasvet, sindirilmişlik, dışlanmışlık.Sorgulayamayan beyinlerden korkuyorum.Tiksiniyorum; televizyon kumandasını evin huzurundan daha değerli tutan ailelerin aptal çocuklarından.Nefret beslemeye başlıyorum; tabanın babayiğit kelebekçilerine.İçinde tepiştikleri kutuların gıdasız kalma sebeplerini görmezden gelerek.Kirletiyorum bedenimi, kirli ellerin kirli parmaklıklarına sürterek.

Kuytu bir sokağa giriyorum; isteyerek, bilerek.Mimarlarının sabrını insan yontmaya adadığı ucu sivri yapılar görüyorum.Bir fahişeye rastlıyorum; üzeri gazete kağıtları ile örtülü.Köşede, çok sessiz.Ojeli parmakları, göğsümü kanatıyor.Saçlarına yenik düşüyor, diz kapaklarım.Yaşadıklarının tutsaklığını üstleniyor, düşüncelerim.Sonra üzerine tüküren birine rastlıyorum, iyiliği kendine maske edinmiş.Kaşları çatık, beddualar savuran.İnciniyorum.Mr.Tükürük’ün gözlerine bakıyorum.Gördüğüm, insan yontan mimarlar.Oradalar tüm çıkarları, doymak bilmeyen hayvansı güdüleriyle.

Karmaşık sözler sarfetmeye başlıyorum; sadece anlamak isteyenlerin farkına varabileceği, yaşamları anlamdan yoksun olanların gülüp geçeceği.Yerde yatan fahişede kendimi görmeye başlıyorum, varolanı.Sözler sarfediyorum, ağzımda sadece sakız taşıyabileceğimi sanan gülünçlere.Kaybediyorum çoğu zaman.Duraksıyorum.Tıkanıyorum.Ben yine can buluyorum.Yine kaybediyorum. Yine can buluyorum.Kazanana dek.Zafer çığlıklarımın seslerini duyuyorum, geleceğin sonu olmayan caddelerinden; benliğimin kazındıkça açığa çıkacak duyularından.

Bohemya’nın derinliklerinde terkediyorum doğum nişanımı, beynen geri dönme sözleri vererek.Hayatın kızıl saçlarına teslim ediyorum kendimi, sol tarafından açılan kapıları zorlaya zorlaya.Elimde kızıl bir şarap.Beynimde tutkularım, hırslarım.

-Bu sefer üzerine tükürülen o değil, sen olacaksın.

Mar
29

Her Perşembe olduğu gibi bugün yine oldukça geç uyandım.Buna  bağlı olarak yine yazdıktan sonra, yazdıklarımı okuyup, kendimin de anlayamayacağı garip garip semptomlar sağlam kroşeler geçirmeye başladı, düşünce yetiştirme yurdumda yaşayan çocuklara.Pazartesi sendromu dediğimiz olayı ben her Perşembe pazartesinin level atlamışı şeklinde yaşıyorum sanırım.Pazartesiden perşembeye kadar geçen zamanda çoğunu anlamlandıramadığım hisler birikerek Perşembe sabahları ortaya çıkıyor galiba.Basitleştirilmiş bir anlatımla bu hislerin arasında farklı farklı korkular da var diyebilirim.Fakat bu korkuların tam olarak ne korkusu olduğunu bilemediğim için onların sadece yerini tarif edebiliyorum.Göğüs kafesimden önce boğazımı zorlayan ve sonra da beynimde piknik yapıp, ızgara dumanı ile orayı iyice meşgul eden garip hisler bunlar.

Okulumun bitmesine az kaldı.Bu durumun benim bitmem ile ters yada doğru orantılı olduğunu kestirebilecek bir zaman diliminde değilim.Ters orantılı olduğunu varsayarak uyandığım her sabah acı acı kahveler içerek güne başlıyorum.Eğer ki ikisi arasında doğru bir ilişki var ise okulumu uzatmaktan hiç çekinmeyeceğimden  ve sonrasında hiç şikayet etmeyeceğimden de eminim.Bazen Tenacious D’nin Beelzeboss klibindeki Şeytan’ın sevinçle dediği gibi ben de çok geç olmadan “I’m completed.” demek istiyorum.Fakat hayatımın artık devamının olmayacağı herhangi bir ana gelsem dahi karşıma çıkacak ilk meleğin suratına işte tamamım artık diyemeyeceğim.Büyük ihtimal “aaa ne güzel kanatlarınız varmış, bu gece boş musunuz?” diye meleğe yazmaya başlarım sanırım.O kadar yolu kat ettikten sonra beni cehenneme yollayacak meleğin suratına da izlediğim filmlerden kaptığım güzel Amerikan aksanıyla “Fuck you!” demekten de kendimi alıkoymam.Bundan sonra “yolun sonuna geldik gardaş” deyip kolaya kaçacağımı da sanmayın sakın. Gidip o klipteki dünyadaki sonu pek de güzel bitmeyen Şeytan’a uğrayıp kendini nasıl tamamladığını da sormam gerekecek.Tüm bu yorucu yolculuk ve arayıştan sonra güzel bir Perşembe sabahı ben yine geç uyanacağım ve kaset yine başa saracak.Aaaa bugün sabah ders vardı değil mi? S.ktir et gitsin. -Devamı »

Oca
28

Acınası ve oldukça yüce hayatların boğuk seslerini dinliyorum artık içimden.Yükseliyorlar, göğe doğru durmadan, pamuk ipliğinden daha hassas bir zincir misali…Sağır eden, sessiz çığlıklarından kurtulmak imkansız, ama bir o kadar da kolay gibi…

İçinden çıkılmaz sessiz kuyulardan sesleniyorum sana, uyuşturucunun tatsız, baştan çıkarıcı doğası ve boğazımdaki acı sigara tadı ile…Beni değil, başkasını değil, dinle kendini.İzle o zinciri, sevgilinin yolunu izler gibi.Seviş ve yüksel onunla, şehvetin müthiş doğasıyla…Baştan çıkaracak seni.Kopamayacaksın ondan, tıpkı peynir bekleyen fareler gibi.O bırakacak, bırakmak isteyecek.Ama sen…

Şimdi kendinden çok dinle beni.İnsanüstünün, acınası haykırışlarını hisset.Açlık, bağımlılık, kaygı, para, çok para, daha çok para…Hangisine engel olabildi o, söyle bana.Varlığına dair hiçbir şey bilmediğin her ne varsa hayatında, sözde bedenlerimiz onun, ruhlarımız satılık ona… -Devamı »

Ağu
30

maviliklerHayat ne idi bizler için? Ansızın ölüp gitmek mi yoksa sonu olmayan hayallerinin peşinden koşmak mı? Bembeyaz bir sayfayı kapkara çiziklerle doldurmak mı yoksa başkalarının sayfalarını karartmak mı?

O, pamuk iplik yumaklarının üzerinde sımsıkı sarılmışcasına, salına salına sürerken neleri bırakıyor geride, neleri yaşamamıza izin vermiyor kendinden sonra? Soruyorum, durmadan soruyorum… Hangimiz anladık ki onu, neden bizlere bahşedildiğini hangimiz anladık?

Neden bembeyaz başlar ve neden kapkara biter? Nedenini söyleyin bana, neden yaşıyoruz hâla?

Sonsuzluğun kıyısında dolaşan hayatlarımız, dünyaya sımsıkı sarılmışken bitiveriyor işte.Dünyalar, sevenlerimizin başına yıkılırcasına…Kapkara bir mürekkep akıyor damarlarımdan, kapkara…Gözlerim kara, gökyüzü kara…Nerede maviliklerimiz, nerede mavi gülüşlerimiz? Şimdi gösterin bana.Gösterin ki inanayım sonsuz mutluluklara.

Tertemiz bir hayat sona eriyor ömrünün baharında.Yaşadıklarını sormayın bana; kim bilir kaç gökyüzü, kaç  güneş tanıyacaktı, kaç dala konacaktı daha.Hep beraber gülücüklerini sayacaktık, hep beraber gülecektik onla…

Düştü hepsi birer birer düştü o gülücüklerin….

Mekanın cennet olsun, allah seninle olsun kardeşim…