Kendi beyninin labirentlerinde kaybolmuş biri…
TheCosmic » İnsanoğlu » Işığın olmayan varlığında iken…

Mum ışığının karanlığa yüz tutmuş, huzur veren bakışlarında yaşıyorum ,iki gündür.Sessizliğin bembeyaz dişlerinin parıltıları odamın duvarlarında anlam kazanıyor.Bunları daha yeni farkediyorum.Kimi zaman beni ölüme mahküm edecek diye düşündüğüm odamın duvarları meğer sessizliği barındırıyormuş, dökülen boyasında.Duvarlar bile mutluluğu kazandırabilecekleri, küçük küçük çocuklara sahipmiş.O zaman insanın kendini kahrettiği bu tabiatındaki umutsuzluk niye? diye sormak lazımmış zamanında.Çevremdeki asıl niteliğini kaybetmiş, ama sıradanlığa başkaldırmış nesneleri duymak için; karanlıkta kalmaya hatta gökyüzüne bile bakmaya gerek yokmuş.

Mumun, elektriğe; “sen benim ruhumu çaldın, ampül kafalı pislik!” diye sitem ederken ki sözlerinde başka anlamlar aramaya başlamışım.Espiri mi yapıyor bu, yoksa ciddi mi? diye.Fakat ciddiymiş.Hatta bir erkeğin sevdiğini söylediği andaki heyecanının dozajı kadar; ciddiymiş.Ancak kabloların iletecek enerjisi kalmadığı zaman ihtiyaç duyuyormuş insanlar ona.Bazen bataryalardan dolayı, onun varlığından bile haberdar olunmuyormuş.”Benim loş tıkırtılarımından zevk alabilirsiniz, el feneri gözlerinizi almaktan başka bir işe yaramaz!” diyormuş insanlara.Çevresindekilere bambaşka duyarlılıklar da kazandıyormuş, boynu büyük mum.Mesela gözlüklü olan da, olmayan da aynı görüyormuş uzağı, o varken.Gözlükler buğulu olsun olmasın, gözler çok iyi görsün görmesin…Karanlık yine karanlıkmış.

Onun varlığı söz konusu olduğu zaman değişmeyen, renkler de varmış tabii.Mesela sigara paketinin üstündeki iktidarsız çiftin suratı hiç değişmezmiş; yine somurtuk kalırmış.Işığını ödünç verdiği gitarın ahengi yerli yerinde dururmuş.Siyah nesnelerin üzerinde, gölgeler yine yer bulamazmış.Işığın olmayan varlığına hayat verebilmeyi beceren o; ne yazık ki değişmeyen farkındalıklar da bırakırmış gerisinde.

Ortama katılışı ile beraber, başkalarının zamanın haykırışına çomak sokmadığı sürelerde; saatin tik-tak sesleri gözler görülür hale gelirmiş.Sesler yıllar öncesine götürürmüş canlı cansız herşeyi.Bu sayede şimdinin, halen hayatta olduğunu farkedermiş insan.Bu kadar da erdemliymiş de kendisi.Şuan titremekteymiş ama.Soğuktan veya yaşlılıktan dolayı değil, hayatta olduğundan dolayı imiş bu.İnsanoğlu ona varoluşunu fısıldadıldığından beri titrermiş.Deneyimleri ve ona bakan gözleri işliyormuş; duvara yansıttığı gölgelerin üzerine, özene bezene.Fakat yarattığı hiçbir sanat şaheseri görünmüyormuş, bezettiklerinde.Çünkü tüm gölgeler karaymış.Bu sebeple “yazdıkları rengarenk olsa ne yazar?” diye düşünürmüş çevresindekiler.

Ayrıca; “nereden biliyorsun aşağılık yaratık, o gördüğün gölgenin senin olduğunu; hepsi kara değil mi? diye sorarmış da bazen insanoğluna.Farklı farklı cevaplar alırmış, binbir türlü…Asıl cevabı kendisi biliyormuş aslında; hiç kimsenin kendi gölgesine sahip olmadığını ve herkesin rastgele işlemeler seçtiğini…

Dünya üzerinden gelmiş geçmiş en sevmediği kişi Edison’muş.Çünkü ampüller ortaya çıktıktan sonra tüp gazın üstünde bile yer edinemez hale gelmiş kendisi.Herkes onu cansız sanarmış.Fakat o, cansızlığı ile herkesi farklı düşüncelere kaydırırmış.Kafaları; yaşanmışlıklara bir batırır, bir çıkarırmış.Canlı olan bile bunu başaramazken ona cansız demek hakaret olurmuş.

Başkasının ona, sen bana muhtaçsın tarzındaki tutumları sergilemesi de en sevmediği tavırlardanmış.Ben kibriti çakmasam olmazdın burada, parmaklarım seni yakmasa görürdüm senin g.tünü falan da filan.Eee haliyle millet böyle yapınca sanki karanlığa umut saçma olayını; hediyeye karşı hediye şeklinde anlıyormuş herkes.Ama böyle değil diyormuş kendisi; “içimden geldiği gibi davranıyorum, senin bana verdiklerine bir karşılık verir gibi değil.Fakat insanoğlu anlamıyor bunu! Çıkarmıyor üzerinden kas kafa pelerinini…”

Zaman, o zaman da geçip gidermiş.Işığında herkes uykuya dalar, başka başka rüyalar görmeye başlarmış.Fakat onun da gücü bitermiş; ağır ağır çökmeye başlarmış ve birden bire sönermiş.Bazen başkalarının uyumadan önce onu söndürmesi hoşuna gidermiş.Çünkü başka zaman aralığında da etrafa huzur saçabileceğini anlarmış.Bu sebeple o da mutlu olurmuş, o da sevinirmiş.Söndükten sonra da ya unutulurmuş ve  yada cinsinin varlığı hatırlanırsa yerine başkası geçermiş.

Yorumun ne olacak?